YALANCI

WE ARE THE ANCIENT SAGES, FOR WHOM THE SIGN IS SHOWN FORGOTTEN ONES FROM THE REALM OF THE UNKNOWN WITHOUT A NAME OR TRACE, IN DEATH WE SANK AND IN THE BOOK OF TIME OUR NAMES ARE BLANK

Cumartesi, Ocak 23, 2010

Toz Şeker

sıkıca kavradı kabzayı.
sımsıkı tutuyordu gittikçe daha çok terleyen avcunun içinde silahını. sağ eli bütün gücüyle kaskatı kesilmişti. hangisi daha sertti, kabzamı elimi, o an için sıkı bi tartışma konusu olabilirdi. ancak o düşünmüyordu.
elinde sımsıkı tuttuğu yesyeni silahı. simsiyah... sımsıkı...
ama baş parmağı sertleşmiyordu. hüküm kabul etmiyor, dakikalardır verdeği emirleri yerine getirmiyordu. öylece bekliyor, kanter içerisindeki tüm vücudunun aksine ona isyan ediyor yenilgiyi kabullenmiyordu.
gitmedi tetiğe.
dokunmadı bile. soğukluğunu hissetmedi.
oysa oturduğu yerde başını eğmiş. elinde sımsıkı tuttuğu silaha bakıyor, hiç bişey düşünmüyordu. sadece bakıyordu. farketmiyor, düşünmüyor, duymuyor,sadece görüyordu.
simsiyah, kocaman bir silah. bir tabanca. ne markasını ne özellikleirni biliyordu. sadece elinde tuttuğu şeyin bir silah olduğunu, öldürebildiğini biliyordu. bu da ona yeterdi.
düşünmedi.
öylece bakıyordu.
bekledi.
ne yapması gerektiğini bile bilmiyordu.
öylece silah dükkanına gidip bir silah almıştı işte.

bekledi.
neresine tutacaktı.
acı verecekmiydi.
ya sonrası...

düşünmedi öylece bekledi.
şimdiye kadar akıp giden hayatı, sanki bir anda donmuştu.




etinin yandığını hissetti
elide yanmıştı hemde
ama gitgide azalıyor, gıdıklıyor, ağzına toz şeker tadı geliyordu.
yutkunmadı.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home

 
  • wintermute
  • ">Edit-Me